Hakaret suçu, 5237 sayılı TCK’nın 125. maddesinde düzenlenmiştir. Hükümle, mağdurun şeref ve saygınlığı dolayısıyla manevi bütünlüğü korunmaktadır. Mağdurun nasıl belirleneceği ise Kanunun 126. Maddesinde hüküm altına alınmıştır. Mağdurun isminin açıkça belirtilmediği yahut isnadın üstü kapalı olduğu durumlarda, suç için aranan “matufiyet” unsurunun irdelenmesi gerekmektedir.
Hakaret Suçunda Mağdurun Belirlenmesi – Matufiyet Şartı
Hakaret suçu, 5237 sayılı TCK’nın 125. maddesinde düzenlenmiştir. Hükümle, mağdurun şeref ve saygınlığı dolayısıyla manevi bütünlüğü korunmaktadır. Mağdurun nasıl belirleneceği ise Kanunun 126. Maddesinde hüküm altına alınmıştır. Mağdurun isminin açıkça belirtilmediği yahut isnadın üstü kapalı olduğu durumlarda, suç için aranan “matufiyet” unsurunun irdelenmesi gerekmektedir.
Matufiyetten kasıt, hakarete konu ifadelerin belirli bir kişiye yöneltilmiş olmasıdır. Hakaretin “…niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa” matufiyet gerçekleşmiş kabul edilir. Dolayısıyla hakaretin yöneldiği kişinin kim olduğu konusunda kuşku yoksa; kişinin adı, soyadı gibi açık bilgileri olmasa dahi matufiyet şartının sağlandığı kabul edilir.
Mağdurun şahsına yönelik bir hakaret olup olmadığı konusunda, duraksanmayacak bir durumun varlığı çeşitli suretlerde olabilir. Mağdurun fotoğrafının bulunduğu bir paylaşımın altına yorum yapılması, mağdurun isminin farklı ya da benzer bir biçimde kullanılması, mağdur hakkında olduğu aşikâr olan bir duruma yahut eyleme atıf yapılması, mağdurun tüm toplum tarafından bilinen bir özelliğine yer verilmesi, mağdurun geçmişte yaşadığı ve gene toplum tarafından bilinen bir duruma atıf yapılması, hakaretin yapıldığı platformda kendisinden önce yapılan yorumların niteliğinden mağdurun kim olduğunun anlaşılması gibi durumlarda matufiyet şartı gerçekleşmiş olacaktır. Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında,
“…müştekinin fotoğrafının bulunduğu bir facebook sayfasının altına yorum yapıldığının anlaşılması karşısında; CMK’nın 170/2. maddesi uyarınca dosyadaki mevcut delillerin şüpheli hakkında hakaret suçunun işlendiği hususunda iddianame düzenlenebilmesi için yeterli şüphe oluşturduğu açıktır.” (Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2020/1689 K. Sayılı kararı)
“Sanık ...'ın … Gazetesinin 03/09/2014 tarihli nüshasında yayınlanan "Götüreceksen Büyük Götür, Yakalanma" başlıklı yazısında yer alan açıklamaların bir bütün olarak ele alındığında, Ülkemizde 17 ve 25 Aralık 2013'te emniyet görevlileri tarafından gerçekleştirilen operasyonlar ve bunlara ilişkin basında yer alan açıklamalarla ilgili olduğu ve sarf edilen sözlerin, Katılan...'a yönelik olduğu açıkça anlaşılmaktadır. ” (Yargıtay 18. Ceza Dairesi E. 2020/1569 K. 2020/8290 Sayılı kararı) denilmek suretiyle matufiyet şartının oluştuğuna karar verilmiştir.
Bu doğrultuda; failin olası bir yargılamadan kaçınmak maksadıyla, yanıltıcı söylemlerde bulunarak, güya mağdurun açık kimliğini ifşa etmeksizin hakaret etmesi, matufiyet şartının gerçekleşmediği anlamına gelmemektedir.
Son olarak belirtmek gerekir ki; matufiyet, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasında da gündeme gelebilmektedir. Matufiyet ilkesi ceza yargılamalarında olduğu kadar hukuk yargılamalarında da ele alınması gereken bir husustur. Keza Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun vermiş olduğu kararlarda; matufiyet şartının gerçekleşmesi için yapılan konuşmada aşağıda belirtilen unsurlardan birinin veya birkaçının bulunması gerektiği ifade edilmiştir.
1) Kişinin adından açıkça söz edilmesi halinde matufiyet şartı gerçekleşir.
2) Kişinin konumunun, sıfatının gösterilmesi halinde matufiyet şartı gerçekleşir.
3) Kişi ile ilgili yukarıda belirtilen unsurlardan bahsedilmese bile konuşma içeriğinden bu kişinin amaçlandığı, sözlerin ona yönelik olduğunun anlaşılması veya anlaşılabilir olması halinde matufiyet şartı gerçekleşir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 16/09/2015 gün ve 2014/4-85 E 2015/1774 K.; 07/07/2010 gün ve 2010/4-377 E 2010/365 K. sayılı kararları)