Cinsel suçlar, TCK’nın 102 vd. maddelerinde tanımları ve yaptırımları gösterilen suçlardır. Bu suçların yargılanmasındaki ispat standartları diğer suçlara nazaran farklılık gösterdiğinden bu konunun ayrıca tartışılması gerekmektedir.
Cinsel Suçlarda Mağdur Beyanının Delil Niteliği
Cinsel suçlar, TCK’nın 102 vd. maddelerinde tanımları ve yaptırımları gösterilen suçlardır. Bu suçların yargılanmasındaki ispat standartları diğer suçlara nazaran farklılık gösterdiğinden bu konunun ayrıca tartışılması gerekmektedir.
Cinsel suçların genellikle tanık ve kameraların bulunmadığı hususi ortamlarda gerçekleştirilmesi, özellikle cinsel saldırı ve istismar suçlarında mağdurların temizlenme isteği duyması gibi nedenlerle Yargıtay, bu suçlar bakımından diğer suçlardan ayrık içtihatlar geliştirmiş ve bu suçlarda mağdur beyanını esas alan bir ispat standardı ortaya koymuştur. Bununla birlikte mağdur beyanı her koşulda suçun işlendiğini gösteren bir delil olarak kabul edilmemektedir. Yargıtay, mağdur beyanının tek başına mahkûmiyete yeter delil olarak kabul edilebilmesi için aşağıda belirtilen kriterler çerçevesinde her somut olaya özgü olarak ayrıca bir değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmektedir. Bu kriterler şunlardır:
- Mağdurun aşamalardaki ifadelerinde çelişki olup olmaması,
- Şikâyetin olaydan uzun süre sonra yapılıp yapılmaması,
- Mağdurun ifadelerine güvenilmemesini gerektiren bir nedenin bulunup bulunmaması,
- Mağdurla fail arasında önceye dayanan bir husumet bulunup bulunmaması,
- Mağdurla fail arasında iddiaya konu edilen eylemden sonraki ilişkinin mahiyeti
Anılan kriterler, her durumda mağdurun beyanına itibar edilip sanık savunmaları görmezden gelinerek sanığın suçsuzluk/masumiyet karinesini tersine çevirmediğini göstermektedir. Yargıtay son dönemlerde, toplum yapısındaki değişikliğe ve delil elde etme imkânının artmasına (HTS kayıtları, sosyal medya, kamera kayıtları vb.) bağlı olarak mahkûmiyet hükmü kurulabilmesi için mağdur ifadesinin yanı sıra başkaca yan deliller aramaktadır.
Bu noktada özellikle sadece mağdur ifadesine dayanılarak hüküm verilen hallerde mağdurun aşamalardaki ifadelerindeki tutarlılığın büyük önemi gözetildiğinde; mağduru ve sanığı bizzat dinlemeyen aşamalardaki bir başka heyet tarafından karar verilmesi, ifadeler arasındaki çelişkilerin ve ifadelerin samimiyetinin saptanmasını olanaksız kılmaktadır. Bir kişinin huzurda dinlenmesi ile ifadelerinin duruşma tutanağından okunması arasında büyük bir fark vardır. Zira bir kimsenin söylediği sözlerde samimi olup olmadığı hususunda duruşma tutanaklarının okunması suretiyle bir kanaate ulaşmanın mümkün olmadığı, kişinin tüm hal ve tavırlarının duruşma tutanağına yansıtılmasının olanaksız olması bir yana, kişinin sözlerinin samimiyeti hususunda bir kanaate ulaşılırken; söylenen sözler kadar, konuşmalar sırasındaki jest ve mimiklerin, bazı vurguların, ses tonunun, yüz ifadesinin, konuşmanın doğallığı veya yapaylığının, duraksamaların veya önceden hazırlanıldığı intibaını uyandıracak surette bir çırpıda söylenmiş olmasının, dinlenildiği sırada duruşma salonunda bulunan yakınların yarattığı etkinin büyük bir öneminin bulunduğu bilinen bir olgudur. Zaten duruşmaların doğrudan doğruyalığı ilkesinin temel sebebi de budur. Bu bakımdan mağdurun ve sanığın beyanlarının samimiyet testinin yaşamsal sonuçlara yol açtığı davalarda, mağdur ve sanığı bizzat dinlemeyen bir heyetçe karar verilmesi hukuki güvenilirlik ve delillerin değerlendirilmesi açısından büyük sorundur ve CMK m. 288 vd. ve ceza muhakemesinin ruhuna aykırıdır. Bu bakımdan Yargıtay’ın sübut konusunda bu denli detaylı bir ispat kataloğu ortaya koyması çelişkilidir. Bu itibarla kanaatimizce, Yargıtay’ın bu suçlarda sübut yönünden inceleme yapılmasını gerekli gördüğü durumlarda sanık ve mağduru ve gerekirse tanıkları bizzat dinlemesini zorunlu kılacak bir düzenleme gerekmektedir. Esasen aynı sorun ilk derece aşamasında mağduru bizzat dinlemeyen heyet için de geçerlidir. Bu konuda da yeni bir düzenleme yapılarak, duruşmalarda yedek bir üye hâkimin bulundurulması, başkan yahut üyelerden birinin yargılama esnasında görevinden ayrılması halinde bu hâkimin göreve gelmesi isabetli olacağı kanısındayız.
- Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin 17.03.2014 tarihli,2014/2965 E. ve 2014/3332 K. sayılı kararı