Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu 5237 sayılı TCK’nın 217/A maddesinde düzenlenmiştir. Bir kimsenin “Halkı yanıltıcı bilgiliyi alenen yayma” suçunu işlediğinden söz edilebilmesi için aşağıdaki tüm unsurların bir arada bulunması gerekmektedir:
“Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” Suçunun Oluşması Ve Uygulamada Meydana Gelebilecek Sorunlar
Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu 5237 sayılı TCK’nın 217/A maddesinde düzenlenmiştir. Bir kimsenin “Halkı yanıltıcı bilgiliyi alenen yayma” suçunu işlediğinden söz edilebilmesi için aşağıdaki tüm unsurların bir arada bulunması gerekmektedir:
1- Failin sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratma saiki olmalı,
2- Bilgi gerçeğe aykırı olmalı,
3- Bilgi; ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili bir bilgi olmalı,
4- Bilgi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde yayılmalı,
5- Bilgi alenen yayılmalı,
6- Bilgi, haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları niteliğinde olmamalı.
Bu şartların önemli bir bölümü doğası gereği muğlak nitelikte olup öznel değerlendirmelere tabidir. Örneğin kamu barışını bozmaya elverişlilik unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti bakımından somut bir kriter ortaya koymak veya bilginin eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklaması olup olmadığının tespiti mümkün gözükmemektedir. Bu şartların tümünün somut olayda bir arada bulunduğunun ispatı uygulamada birçok sorun ve tartışmayı beraberinde getirmektedir.
Bu açıdan Yargıtay kararları değerlendirildiğinde; sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratma saikinin bulunup bulunmadığının ve kamu barışını bozmaya elverişliliğin tespitinde; failin mesleğinin, paylaşılan bilgiye ilişkin konuda uzman olup olmadığının, haber verme sınırlarını aşıp aşmadığının, paylaşılan bilginin gerçek dışı olduğunun objektif bir bakışla herkesçe bilinebilecek nitelikte olup olmamasının ve özellikle failin fiilin işlenmesinden sonraki tutum ve davranışlarının incelendiği görülmektedir. Keza Yargıtay 8. Ceza Dairesi E. 2023/4112 K. 2024/1966 sayılı kararında;
“…yanıltıcı bilgiyi sosyal medya hesabından paylaştığı, yetkili kişiler ile yaptığı görüşmelerden sonra aldığı bilginin eksik ya da yanlış olabileceğini belirterek düzeltme mesajlarını attığı, paylaşımını tamamen kaldırdığı, teyit etmeden konuyu paylaştığı için kamuoyundan özür dilediği, buna göre sanığın paylaşımının gerçeğe aykırı olduğunu öğrenir öğrenmez paylaşımını kaldırmasına ve düzeltme mesajları atmasına yönelik eylemleri ve kullandığı ifadeler bir bütün olarak dikkate alındığında, sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle hareket etmediği, bir gazeteci olarak haber verme hakkını kullandığı ve suç işleme kastı ile hareket etmediği anlaşıldığından, sanığın eyleminin 5237 Sayılı Kanun'un 217/A maddesinde düzenlenen halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunun unsurlarını oluşturmayacağı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle, kurulan hüküm isabetli bulunmamıştır.”
Yine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin E. 2024/128 K. 2024/1037 sayılı kararında;
“Bu açıklamalar ışığında; deprem ve yer bilimleri konusunda akademik ya da amatör de olsa herhangi bir uzmanlığı bulunmadığı öngörülebilen, sosyal medya içerik üreticisi olduğu anlaşılan sanık tarafından sırf dikkat çekmek amacıyla kişisel sosyal medya hesabında yayınlanan paylaşımlarda yer alan ifadelerin, yanıltıcı olsa dahi, bilimsel temelden yoksun ve güvenilir olmadığı, objektif bir bakışla herkesçe bilinebilecek kişisel tahminden ibaret olduğunun kolayca anlaşılabileceği gözetilerek, Sanığın paylaşımlarının kamu barışını bozmaya elverişli boyutta olup olmadığı, toplumun dirlik ve düzeni açısından açık, yakın ve somut bir tehlike halinin gerçekleşip gerçekleşmediği, suçun unsurlarının ne suretle oluştuğu tartışılıp açıklanmadan yazılı şekilde karar verilmesi…”
Alenen yayılan bilginin niteliğine gelindiğinde ise bu bilginin, “ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili” ve “gerçeğe aykırı” bir bilgi olması gerektiğini görüyoruz. Kanun metni ve gerekçesinde, yanıltıcı veya gerçeğe aykırı bilginin ne olduğuna ve bunun tespitinin nasıl yapılacağına ilişkin yeterli bir açıklamaya yer verilmemiştir. Ayrıca bu soyut kavramların kapsamına ilişkin Yargıtay içtihatları ve doktrinde görüş birliği de bulunmamaktadır. Maddenin güncel haline ilişkin yapılan yargılamaların oldukça yeni tarihli olmaları da henüz bu konularda bir içtihat birliğinin oluşmadığını göstermektedir.
Bilginin gerçek olup olmamasına ilişkin olarak ise; maddenin gerekçesinde “dezenformasyona konu içerik, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili doğrudan asılsız bir bilgi olabileceği gibi tahrif edilmiş bir bilgi de olabilecektir" açıklamasına yer verildiği görülmektedir. Dolayısıyla yalnızca uydurmaca bilgilerin değil, gerçekliği saptırılmış, tahrif edilmiş bilginin de bu suça konu edilebileceği söylenebilecektir. Ayrıca bilginin gerçek olup olmadığının yargı makamlarınca ilk bakışta anlaşılamadığı ve konunun uzmanlık gerektirdiği durumlarda bir uzmandan rapor alınması da gerekecektir. Tüm bu hususların yanı sıra gerçeğe aykırı bilginin, kamu barışını bozmaya elverişli mecralarda yayılması ve geniş kitlelere yayılacak bir haber yahut içerik niteliğinde olması gerekmektedir. Bu doğrultuda Yargıtay’ın, X adlı sosyal medya platformunda yer alan paylaşımların “retweet” edilmesinin bilginin alenen yayılması hususunu oluşturduğuna yönelik kararları bulunmaktadır.
Suçun oluşmasını engelleyen, diğer bir ifade ile maddede aksi ile gösterilen unsur TCK’nın m. 218’de yer alan “Haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” ifadesidir. Hükümde belirtilen kavramların soyut kavramlardan ibaret olmaları bir yana aslında bu hükmün düzenlenmesine gerek olmadığı açıktır. Keza haberleşme ve eleştiri hak ve özgürlüğü zaten Anayasada güvence altına alınmıştır. Bu noktada AİHM ve AYM kararlarında da sıkça vurgulanan fikir özgürlüğünün sınırları gözetilmelidir. Keza bu aykırılıktan dolayı Yargıtay tarafından verilen bozma kararları mevcuttur.
*Anayasa Mahkemesi - 2022/129 E. ve 2023/189 K. numaralı kararı
*Yargıtay 8. Ceza Dairesi E. 2023/4112 K. 2024/1966 sayılı kararı